29 12 2011

"KELİME-İ TEVHİD" NE DEMEKTİR?

Aşağıdaki yazı şu adresten yansıtılmıştır:

http://www.ahmedhulusi.org/yazi/kelimei-tevhid-ne-demektir.htm

"KELİME-İ TEVHİD" NE DEMEKTİR?

İslâm Dini’nin temelini, "LÂ İLÂHE İLLÂLLÂH" sözünün mânâsı oluşturur.

"Lâ ilâhe illâllâh" ne demektir?

Bu söz basit olarak ele alınırsa;

"TANRI yoktur sadece ALLÂH vardır" anlamında değerlendirilir.

Eğer kelimelerin anlamı üzerinde durursak...

"Lâ ilâhe"de; "Lâ", yoktur; "ilâhe""TANRI" demektir; yani, "Lâ ilâhe""tapınılacak tanrı yoktur"demektir.

Şimdi burada şu noktaya dikkat edelim;

Kelime-i Tevhid, "Lâ ilâhe" ile başlıyor... Ve başlangıçta, kesin bir hüküm vurgulanıyor:

"Yoktur tapılacak varlık!" yani, "lâ İlâhe!"

Akabinde, bir açıklama geliyor...

"İllâ"="sadece""ALLÂH" vardır!.. "İLLÂ ALLÂHyani "sadece ALLÂH!Burada özellikle vurgulamamız gereken son derece önemli bir husus vardır...

Dinde, tefekkürden uzak bir biçimde ezbercilikle yetişmiş, etiketi ne olursa olsun, bazı taklitçikişilerin içine düştüğü, son derece önemli bir yanılgı vardır...

"Lâ ilâhe illâ ALLÂH" uyarısını, halkın anladığı Arapçanın sıradan kurallarıyla yorumlamak suretiyle, çok büyük bir hataya düşmektedirler!

Şöyle ki...

"Lâ recülün illâ Âli" dendiği zaman, bu ifade dilimize "Âli’den başka er kişi yoktur" ya da "Âli gibi er kişi yoktur" veya "Er kişi olarak Âli gibisi yoktur" tarzlarında çevrilebilir.

Oysa "İLLÂ" kelimesi "ALLÂH" kelimesiyle yan yana kullanıldığı zaman bu asla "ALLÂH gibi bir tanrı yoktur" şeklinde anlaşılamaz... Yani, "başka bir tanrı-İlâh vardır ama o ALLÂH gibi değildir" şeklinde yorumlanamaz. Çünkü, "Allâh" isminin işaret ettiği anlam, böyle bir yaklaşımı temelden reddeder!

Ayrıca bir de şu hususu iyi anlamak gerekir;

"KÂNE" yani "İDİ", eki nasıl "ALLÂH" isminin işaret ettiği anlam yanında, genel kullanım mânâsını yitirir; geniş zaman kavramına dönüşürse; aynı şekilde "İLLÂ" kelimesi de "ALLÂH" ismiyla yan yana gelince, genel kullanım alanı dışına taşıp "SADECE" kavramıyla anlaşılır!

Önce "KÂNE" sözcüğüne bir misal verelim; "KânALLÂHu ğafûrur rahıyma" dendiği zaman; bunu, nasıl "ALLÂH ĞAFÛR ve RAHIYM İDİdiye çeviremezsek; "ALLÂH" isminin işaret ettiği özellikler,geçmiş zamanla kayıtlanmaktan berî ise...

Aynı şekilde; "İLLÂ ALLÂH" dendiği zaman da, "illâ" kelimesinin asla "başka" ya da "gibi"anlamlarına anlaşılmayıp; "sadece" anlamıyla idrak ve kabul edilmesi zorunludur!

Zira "ALLÂH" isminin bize işaret ettiği varlığın özellikleri, kendi dışında bir mevcut kabul etmediği gibi, hele hele, Varlığı yanı sıra başka bir vücud sahibinden söz etmeyi hiç kabul etmez!

İşte bu sebeplerledir ki, gerek "İLLÂ", gerek "KÂNE" ve gerekse de bu türden, zaman ve vücud ifade eden kavram­ları "ALLÂH" ismiyle yan yana gördüğümüzde, bunları genel kullanımda anladığımız mânâda değil, "ALLÂH" isminin işaret ettiği kavrama uygun bir anlamda anlamak mecburiyetindeyiz.

Bunu yapmadığımız takdirde, ortaya çıkacak olan kavram, ötemizde, hatta evrenin ötesinde birTANRI yani İLÂH kavramı olacaktır!

İşte bu gerçeği göz önüne almış olarak; bu noktayı ince bir dikkatle kavramaya çalışırsak fark ederiz ki;

"Tapılacak tanrı yoktur, sadece ALLÂH vardır!"

Bu cümleden birinci mânâ olarak açığa çıkan gerçek şudur:

"Tapılacak tanrı yoktur"... Evet, burada, kesin olarak, tapılacak bir öte tanrı olmadığını vurguladıktan sonra, "İLLÂ ALLÂH" diyor...

"İLLÂ" kelimesi, yukarıda açıklamaya çalıştığımız üzere genel kullanım itibarıyla, "ancak" mânâsına anlaşılabileceği üzere; buradaki özellik dolayısıyla, "SADECE" anlamında kul­lanılmıştır.

Evet, "İLLÂ" kelimesi, "ALLÂH" kelimesiyle bir arada kullanıldığı zaman, kesinlikle "SADECE"anlamında algılan­mak zorundadır, zira "ALLÂH"tan gayrı vücud sahibi yoktur ki, "ALLÂH" ona kıyaslansın veya o şeyle benzer kefeye konarak ona nispetle tarif edilsin!.. Bu hususu da geniş şekilde "Hz. MUHAMMED NEYİ OKUDU" isimli kitabımızda açmaya çalıştık...

İşte bu gerçek dolayısıyladır ki, "İLLÂ" kelimesi "ALLÂH" ismiyle yan yana kullanıldığı zaman bunu daima "SADECE" kelimesiyle tercüme etmek zorundayız.

Nitekim bu mânâ İngilizceye tercüme edilirken "There is no god BUT ALLÂH" şeklinde değil;

"There is no god ONLY ALLÂH"

şeklinde tercüme edilmelidir... Ki böylece, İslâm Dini’nin getirmiş olduğu VAHDET, TEKLİK inanç veya düşünce sistemi fark edilebilsin.

Evet, sadece "ALLÂH" vardır ki, "O ALLÂH, tapılacak bir tanrı değildir" anlamı mevcuttur bu açıklamada... Çünkü başta, kesin olarak "LÂ İLÂHE" yani "tapılacak TANRI yok­tur" hükmü veriliyor!

Öyle ise "ALLÂH" İsmi ile İşaret Edilen, insanın dışında, ötesinde; ve hatta bu var gördüğümüz varlıkların dışında ve ötesinde tapınılacak bir TANRI değildir!

Bu takdirde "tapınma" nedir, "kulluk" nedir?..

"Tapınma" ve "kulluk"...

Burada öncelikle üzerinde durmamız gereken konudur "tapınma" ve "kulluk"; bu kelimelerin anlamı nedir?..

"TAPINMA" kelimesi bir "tanrıya" bağımlı olarak kul­lanılır. Tapınılan ve tapan ikilisininmevcudiyetine bağlı olarak "tapınma" olayı söz konusu olur.

"Sen" varsındır... "Sen"in bir de "tanrın" vardır!.. Ve sen, bu tanrına tapınırsın!.. Yani "tapınma"denilen olay, iki ayrı varlık arasında geçerli olan bir davranış türüdür... Tanrı’ya, gökteki veya yerdeki herhangi bir tanrıya inanan kişinin, bu mânâda ortaya koyduğu çeşitli davranışlara verilen isimdir"tapınma"... "Sen"in ona yönelik yaptığın fiiller!.. (1)

(1) Nitekim Kelime-i Şehâdet’teki "ABDU HÛ" kelimesi, "Abdiyet-kulluk"un "Hüviyete" yani"Hû"ya zorunlu olarak yapılmakta olduğunu açık seçik göstermektedir.

"KULLUK" kelimesinin anlamına gelince;

Birimin, varoluş gayesine ve programına göre, davranış ortaya koyuşunun adıdır "kulluk".

Nitekim Zâriyat Sûresi’nin 56. âyetinde bu gerçek şöyle vurgulanmaktadır:

"BEN CİNNİ VE İNSİ YALNIZCA (Esmâ özelliklerimi açığa çıkarmak suretiyle) KULLUK ETMELERİ İÇİN YARATTIM!(51.Zâriyat: 56)

Elbette ki, "ALLÂH" adıyla işaret edilenin, bu gayeyle yarattığı varlıkların, varoluş gayeleri dışına taşmaları asla mümkün değildir! Çünkü bu âyette bir hüküm ve sonucuna işaret edilmektedir.

Ayrıca burada hemen şu âyetle işaret edilen mânâyı dahi hatırlamalıyız:

"…HAREKET EDEN HİÇBİR CANLI YOKTUR Kİ ONUN ‘Bİ’NASİYESİNDE (alnında-beyninde var olarak/beyninden) TUTMUŞ OLMASIN (Fâtır’ın beyni programlaması)…" (11.Hûd: 56)

Nitekim Fâtiha Sûresi’ndeki, "Sana kulluk ederiz"in anlamı; "Senin bizi varediş gayene ve programlamana göre ne gerekiyorsa onu yerine getirmek suretiyle görevimizi yaparız"demektir bu anlamda.

Ayrıca,

"KUL, KÜLLÜN YA’MELU ALÂ ŞAKILETİHİ"

deniyor âyeti kerîmede… Yani:

"DE Kİ: "HERKES YARATILIŞ PROGRAMI (fıtratı - şâkılesi) DOĞRULTUSUNDA FİİLLER ORTAYA KOYAR!.." (17.İsra’: 84)

FÂTIR’ın kendi dilediği mânâlara uygun sûretleri; ve bu sûretlerin birimlerini, varediş gayesine uygun olarak şekil­lendirmesi sonucu; onların da fıtratları (varediliş programları) gereği bu fiilleri ortaya koymaları, "kulluk"larıdır.

Özde, tâat ve ma’siyet farkı olmaksızın tüm birimlerin tüm davranışları, "kullukları"dır.

"Kulluğun" türüne ise "tâat" veya "ma’siyet" adları veril­miştir ki; yukarıda izah ettiğimiz üzere, hepsi de esasen "kul­luk"tur.

"Yedi semâ (yedi bilinç mertebesindeki tüm yaratılmışlar), arz (bedenler) ve onların içindekiler O’nu tespih eder (Esmâ’sının özelliklerini açığa çıkaran işlevleriyle her an hâlden hâle dönüp dururlar)! Hiçbir şey yok ki, O’nun Hamdı olarak, tespih etmesin! Fakat siz onların işlevini anlamıyorsunuz!.." (17.İsra’: 44)

âyeti, varlıkta­kilerin tümünün, anlatılan biçimde "kulluklarını" yerine getir­diklerini ifade etmektedir.

Bir diğer ifadeyle; birimin, kendi özünü ve orijinini tanıma çalışmalarının, faaliyetlerinin adıdır "tâat"olan kulluk!.. Kendi özündeki hazineden mahrum kalmaya ve pişmanlıklara dönük olan fiillerin adıdır "ma’siyet" olan kulluk!

Netice... "Kulluk", varoluş gayesine uygun davranışları ortaya koy­maktır... "Tapınma" ise, bir birimin, var sandığı bir "tanrıya", dilediği bir biçimde yönelerek, zamanın belli bir bölümünde prestij etmesi ve ondan bir şeyler ummasıdır.

Sonuç...

"TANRI"YA TAPINILIR; "ALLÂH"A KULLUK EDİLİR!..

Peki öyle ise... "ALLÂH""kulluk" neden ve nasıl yapılmaktadır?..

Bunu anlayabilmek için önce "ALLÂH"ın "AHAD" oluşunun mânâsını kavramak gerek!

"ALLÂH"ın "AHAD" oluşunu şayet iyice idrak edersek, görürüz ki (basîretle), bir ALLÂH, bir de de yanı sıra kâinat gibi iki ayrı yapı mevcut değildir!

Yani, bir "ALLÂH" var, bir de âlemler mevcut; değil!

Başka bir deyişle; bir içinde yaşadığımız âlemler, kâinat mevcut; bir de bunların ötesinde, bunlardan ayrı, bunların dışında bir "TANRI mevcut" anlayışı, tümüyle batıldır!

Hazreti MUHAMMED’in açıkladığı "ALLÂH", bir TANRI değildir!

Hazreti MUHAMMED’in açıkladığı "ALLÂH"AHAD’dır!

Hazreti MUHAMMED’in açıkladığı "ALLÂH", sonsuz mânâlara sahip olup, her an bunları seyir hâlindedir!..

Bu "SEYR"in mahalli de, "Esmâ âlemi"dir!..

ZÂT’ı itibarıyla Vâhid-ül AHAD...

Sıfatları itibarıyla HAYY, ALİYM, MÜRİYD, KAADİR, SEMİ’, BASIYR, KELİYM’dir.

Kendisinde bulunan özellikleri itibarıyla, sayısız mânâlara sahiptir ki; bunların bir kısmı gene HazretiMuhammed tarafından "Esmâ ül Hüsnâ"da açıklanmıştır.

"Efâl âlemi" denen fiiller âlemi ise... Buna, "tüm varlıklarıyla, o varlıkların algılayabildiği evren" de denebilir.

"Efâl âlemi" denen fiiller âlemi, yani meleklerin, cinlerin ve insanların da içinde yer aldığı kâinat ise bu varlıkların algılama araçlarına, duygularına göre mevcut olup; ALLÂH’ın "İLMİNE"de ise,ALLÂH’ın "İNDÎNDE" mev­cut "İLMÎ SÛRETLER"dir.

Ya da başka bir ifade tarzıyla, var olan her şey, hakikatte "İLMÎ SÛRETLER"dir... "Ki bunlar asla vücut kokusu  almamışlardırhakikat ehline göre…

Kısacası, yaşadığımız kâinata ait olarak bilinen her şey, gerçekte, vücut, varlık sahibi olmayıp; sadece ve sadece "ALLÂH’ın İLMİNDE" mevcut, basit anlayışımıza indirgen­miş ifadesiyle "hayal olan"varlıklardır!..

İNSAN, hangi devirde yaşarsa yaşasın; beş duyu ile algıladığı verilere dayanarak, hangi ilme sahip olursa olsun, varlığın ORİJİNİNİ-HAKİKATİNİ asla hissedemez!..

Beş duyu ilmi, sizi makrokozmosta ya da mikrokozmosta sayısız uzaylara ve boyutsal evrenlere sürükler!.. Beş duyu ilmiyle yıldızlardan galaksilere, galaksilerden karadeliklere, karadeliklerden akdeliklere, akdeliklerden yeni evrenlere sürük­lenir; hep ÖTEDE BİR TANRI yanılgısı içinde yaşar gider­siniz!..

"RUH İNSAN CİN" isimli kitabımızda, günümüz insanının "UZAYLI VARLIK" dediği, eski dildeki ifadesiyle "CİN" denen varlıkların, insanları aldatma ve gerçekten saptırma yol­larını anlatırken, bu yollardan birinin de çeşitli "Din’den" veya "HAK’tan" görüntülerle, fikirlerle, insanı "ALLÂH"tan mahrum etmek olduğuna değinmiştik... Bilvesile, burada da aynı noktaya mevzumuz yönünden değinmek istiyorum;

"UZAYLI" sanılan bu varlıklar -ya da İslâm’daki adıyla "CİNLER", iki konuda kesinlikle yetersizdirler ve ilişkide oldukları insanları da bu iki konudan daima uzak tutmaya çalışırlar... Ki bu iki konu"ALLÂH’ın AHAD" oluşu ve "KADER" konularıdır!..

Zaten, "KADER" olayı, "ALLÂH’ın AHAD" oluşunun doğal sonucudur!

İslâm’ın "Tevhid" inancı, yani, Hazreti Muhammed’in açıkladığı inanç sistemi, TAPILACAK TANRI OLMADIĞI; ALLÂH’ın AHAD olduğu ve bu yüzden bir TANRI’nın mev­cut olmadığıinsanların, bütün yaşamları boyunca kendi­lerinden meydana gelecek fiillerin neticelerine katlanacağı esasına dayanır!

Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’in çeşitli âyetlerinde hep, insanın bilfiil kendi çalışmalarının, yaptıklarının karşılığını alacağı şöyle vurgulanır:

1. "İnsan için yalnızca çalışmalarının (kendisinden açığa çıkanların) sonucu oluşacaktır!"(53.Necm: 39)

2. "Muhakkak ki siz o feci azabı tadıcılarsınız! Yaptıklarınızın sonucundan başka bir şey yaşamazsınız!" (37:Sâffât: 38-39)

3. "Yaptıklarınızdan başkası ile cezalandırılmazsınız (yaptıklarınızın sonuçlarını yaşarsınız)!.." (36.Yâsiyn:54)

4. "Her birinin, yaptığı amellerinden (oluşan) dereceleri vardır. Tâ ki onlar, haksızlığa uğratılmaksızın amellerinin karşılığını tam görsünler." (46.Ahkaf: 19)

Yukarıdaki âyetlerde de görüldüğü üzere; insan, dünyada yaptığı çalışmalarının karşılığını göreceğine göre, acil olarak ilk yapması gereken şey ölüm ötesi yaşamın ne olduğunu araştırarak"ALLÂH"ın ne olduğunu idrak etmektir... Zira, "DİN" konusunun temel taşı, "ALLÂH" kavramıdır.

Öncelikle ve kesinlikle şunu belirtelim ki, kim "ALLÂH" isminin mânâsını anlamamışsa, mevcudatın yapısını öz değeriyle bilmesine asla imkân yoktur!

Esasen, evrenin ve insanın yapısını dahi, ancak, "ALLÂH"ın ne olduğunu anlayabildikten sonra kavramak şansına sahibiz. Aksi hâlde, lokalize değerlendirmelerle yetin­mek zorunda kalacak ve konunun özünden mahrum olacağız!

Öyle ise, bu gerçeği fark ederek, şimdi, "İHLÂS" Sûresi’nde "ALLÂH"ı anlatan ve hepsi de âdeta birer şifre olan kelimeler üzerinde duralım, anlayışımız ölçüsünde...

http://www.ahmedhulusi.org/yazi/kelimei-tevhid-ne-demektir.htm

81
0
0
Yorum Yaz